FENİLKETONÜRİ NEDİR?
Kalıtsal bir metabolik hastalık
olan fenilketonüri, toplumumuzda hala yeterince bilinmemekte ve bir çok
çocuğun ömür boyu özürlü kalmasına sebep olmaktadır. Bu konuda sağlık
kuruluşlarına ve hekimlere ailelerin uyarılması konusunda büyük görev
düşüyor. Bir damla kan ile bu hastalığın önlenmesi mümkün...
Fenilketonüri
kalıtsal bir metabolik hastalıktır. Bu hastalıkla doğan çocuklar
proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin isimli bir amino asidi
metabolize edemezler, sonuçta kanda ve diğer vücut sıvılarında artmış
olan fenilalanin ve onun artıkları çocuğun gelişmekte olan beynini harab
eder ve ileri derecede zeka özürlü olmasına, sinir sistemini
ilgilendiren daha bir çok belirtilerin ortaya çıkmasına neden olur.
Hayatın
ilk bir kaç ayı içerisinde fenilketonüri hastalığı olan bebekleri
sağlıklı bebeklerden ayıran özellikler fark edilemez.Tedavi edilmeyen
fenilketonürili çocuklarda 5-6 aylardan sonra zekadaki gerileme belirgin
hale gelir. Akranlarından farklı olarak oturma, yürüme ve konuşma gibi
becerileri kazanamazlar. Beyin gelişimleri normal olmadığından başları
da küçük kalır. Bazı fenilketonürili çocukların saç ve gözleri anne ve
babalarınınkine göre daha açık renkte olabilir. Fenilketonüri aileden
gelme bir hastalıktır. Fenilketonürili çocuğun anne ve babasında
fenilalanin hidroksilaz enzimi yapımından sorumlu biri normal biri bozuk
iki gen vardır. Anne ve babasından bozuk genleri alan bir çocuk
fenilketonüri hastalığı ile doğmaktadır. Anne ve babasından bir bozuk
gen alan çocuk ise anne ve babası gibi hastalığı taşır, ancak hastalık
belirtisi göstermez. Anne ve babasının her ikisinden de sağlam genleri
alan bir çocuk ise tamamen sağlıklıdır. Anne ve baba taşıyıcı olduğunda
her çocuğun fenilketonüri olma olasılığı % 25 gibi yüksek değerlere
ulaşır.
Hastalığa ülkemizde daha sık olarak rastlanıyor
Fenilketonüri
Amerika'da ve bir çok Avrupa ülkesinde her 10.000-30.000 yenidoğanda
bir görülmesine karşın ülkemizde 3.000-4.000 yenidoğanda bir
görülmektedir. Türkiye fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü bir
ülkedir. Her yıl ülkemizde 350-400 çocuk bu hastalıkla doğmaktadır. Her
20-25 kişiden birinin hastalığı taşıyor olması ve ülkemizde akraba
evliliklerinin yüksek oranda yapılması hastalığın sık görülmesine neden
olmaktadır. Hastalığın yeterince bilinmemesi zeka geriliği gösteren
hastaların bu hastalık yönünden incelenmesi ve ebeveyne gerekli
danışmanın verilmemesi hatalı gen yaygınlığını arttırmaktadır. Akraba
evliliği hastalığın görülme sıklığını artırıyor olsa da, akraba olmayan
bireylerin de çocukları hastalıklı doğabilir. Çünkü Türkiye'de her 100
kişiden 4 ü bu hastalık açısından taşıyıcı durumundadır.
Fenilketonüri
erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavide
genel ilke gıdalar ile alınan fenilalanin miktarını azaltarak kan
fenilalanin düzeyini normal sınırlar içinde tutmaktır. Diyet tedavisinde
fenüalanini çok azaltılmış ya da fenilalanin içermeyen özel ve ilaç
niteliğinde mamaların ve tıbbi ürünlerin kullanılması gereklidir. Tedavi
en az beyin dokusunun en hızlı geliştiği hayatın ilk 8-10 yılı boyunca
çok iyi şekilde uygulanmalıdır.
Fenilketonüri hastalığı ile doğan
bebeğin, beyni etkilenmeden, erken olarak tanımlanması çok önemlidir.
Bu amaçla geliştirilmiş her yenidoğan çocuğa uygulanabilecek pratik,
ekonomik bir test vardır. Hayatın ilk günlerinde bebek en az 24 saat
beslendikten sonra özel bir filtre kağıdına alınan 2 damla kan teşhis
için yeterlidir. Hasta bebek hayatın ilk günlerinde tanımlandığında
uygun diyet tedavisi ile zeka geriliği önlenebildiği için gelişmiş
ülkelerde tüm yenidoğanların fenilketonüri yönünden taranması
zorunluluğu vardır.
Fenilketonüri hastalığına bağlı zeka
geriliğinin önlenmesi amacı ile faaliyetlerde bulunan "Fenilketonürili
Çocukları Tarama ve Koruma Derneği" Sağlık Bakanlığının organizasyonu
ile ülkemizde doğan her çocuğun bu hastalık yönünden taranması için çaba
sarf etmektedir. Ankara Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde
faaliyet gösteren dernek merke İstanbul ve İzmir dışındaki 79 ilde,
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi bünyesindeki dernek şubesi
İstanbul ilinde, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesindeki
İzmir şubesi ise İzmir ilinde tarama programını yürütmektedir. Günde
6000-7000 civarında kan örneğinin tarandığı merkezlerde, hastalıklı
bulunan çocuklarda hemen tedaviye geçilmektedir. Bu hastalığın
zamanımızdaki tek tedavi yolu fenilalaninden kısıtlı diyettir ve bu
diyet tedavisinin aile, metabolik hastalıklarda uzmanlaşmış çocuk
hekimi, diyet uzmanı ve laboratuar uzmanlarından oluşan bir ekip
tarafından izlenmesi gerekmekte bu tedavi ile çocuğun normal gelişmesini
sağlanmaktadır.
Annenin ilk çocuğu hastalıklı olarak doğmuş ise
ikinci bebeğin daha anne karnında iken hasta olup olmadığının
belirlenmesi yani anne karnında erken tanı mümkün olabilmektedir.
1986
yılında Ankara'dan başlayan tarama yıllar içinde ülke çapında
genişletilmiştir. Şu anda Türkiye genelinde doğan bebeklerin % 50 sine
ulaşılmakta ve bu bebekler hastalık açısından taranmaktadır. Diğer
yüzdeye de ulaşılabilmesi için organizasyonu kırsal bölgelere de
ulaştırması gereklidir. Amaç her doğan bebeğe ulaşmak ve tanı konan her
vakaya tedavi şansı vermektir. Dış alım yolu ile sağlanan hastalığın
tedavisinde kullanılan özel diyet ürünlerinin temini özellikle sosyal
güvencesi olmayan hastalarda sorun olmaktadır.

Küçük bir testle önüne geçilebilir. Bilmemiz gereken bir konu.
YanıtlaSilEvet Merve katılıyorum sana.
YanıtlaSilönemli bilgiler gerçekten
YanıtlaSilerken teşhisle bir zihin engeli önlenmiş olur...
YanıtlaSilbir diyet programının hayatı bu kadar değiştirebilir olması tüm topluma öğretilmeli bence
YanıtlaSilçok faydalı paylaşımlar.. teşekkürlerr
YanıtlaSilbilgisiz aileler yüzüdn bu bireylerin diyet prog. uygulanmaması çok fena :/
YanıtlaSil